Rojava direnişi göçlerle kırılmaya çalışılıyor

Aşırı dinci çetelerin saldırılarına karşı büyük bir direnişin yaşandığı Rojava, işgalci devletler, çeteler, işbirlikçiler ve karaborsacıların kuşatmasıyla boşatılmak isteniyor. Bölgeden alınan bilgiler göçe edenlerin büyük çoğunluğu El Ekrat birliklerinde yer alanların ailelerinden oluşurken,  Kürtlerin yanı sıra Arap, Türkmen ve Asurilerin de göç edenler arasında yer aldığı bildiriliyor.

Bölgeden alınan bilgilere göre göçler Halep-Bab-Azaz üçgenindeki Kefer Ziğir, Tel Aran, Tel Hasıl nahiyelerine bağlı Nêrebiye, Erhaz,  Çobanbey, Dudyan, Tel Şehir, Didriş, Karagöz, Çömbey gibi 117 köyden gerçekleşmiş durumda.

Göçe, ambargonun yarattığı gıda sıkıntısı ile saldırılar yol açıyor.  ANF’ye bilgi veren El Ekrat Komutanı Mehemet Xıdır “Onlar Kürdistan’a saldırdıkları gibi, Esat rejimine saldırsalar rejim birkaç gün bir kaç gün bile dayanamazdı” diyerek saldırıların boyutlarını ortaya koyuyor.

Tabii ki ekonomik sebepler derken sadece gıda ambargosu ile yaşanan sıkıntıdan bahsetmek yetersiz. Kuşatmanın yanı sıra ABD dolarının değerinin yükselmesinin yarattığı sarsıntı ve yardım için gelen gıdaların karaborsacıların eline düşmesi de var.

Suriye Lirası, ABD doları karşısında büyük değer kaybı yaşadı, alım gücü düştü. Savaşın bu boyutları yaşanan gıda sıkıntısının birkaç sebebinden biri. Yardımların ÖSO üzerinden sağlanması ve büyük bir bölümünün de karaborsacıların eline geçmesine yol açıyor. Batı ve Türk ordusunun yardımları karaborsadan beslenen savaş ağalarını, karaborsa tüccarlarını besliyor.

Örneğin bir tüp gaz 2000 Suriye Lirası iken karaborsacıların elinde fiyatı 10000 Suriye lirasına satılıyor. Hatta kaçakçıların getirdikleri daha yüksek bir fiyattan satılıyor.

Konu hakkında görüşlerine başvurduğumuz Yüksek Kürt Konseyi Üyesi İlham Ahmet, Rojava’yı boşaltmak ve direnişi kırmak için askeri ve ekonomik bir kuşatma yürütüldüğünü ve göçün abartılarak bir yenilgi havasının yaratılmaya çalışıldığını belirtirken, Rojava direnişini sürdüğünü vurguluyor.  

Ahmet, Güney Kürdistan bölgesel hükümetinin kuşatmanın bir parçası haline geldiğini belirterek sınır kapıları için uygulanan rejimin mülteci yarattığını söylüyor. ANF’ye açıklamalarda bulunan Ahmet  sözlerini şöyle sürdürüyor: “Temel olarak Halep ve Cizire sahasında yani Derik’den ve Qamişlo’dan Türkiye ve Güney Kürdistan’a yönelik belli bir göç yaşandı. Buralar ekonomik ambargo ve ekonomik kuşatmanın etkili olduğu sahalardır. En fazla Simelka kapısından Güney Kürdistan’a yönelik bir mülteci akını oldu. Göçün temel sebebi ekonomiktir.

Bilindiği gibi bir süreden beri hem Türk devleti hem de Güney Kürdistan bölgesel hükümeti tarafından Rojava’ya yönelik bir ambargo uygulanıyor. İçerden ise El Kaide’ye bağlı silahlı gruplar Kürt kentleri arasındaki geçiş yollarını keserek gıda gidiş gelişleri önlüyor. Yani insanların yaşamlarını sürdürebilmek ve acil gıda ihtiyaçlarını karşılamak için tüm imkânların önünü kapatıyorlar. İçerden ve dışardan uygulanan bir kuşatma planıdır.

Ambargolar sürerken çete gruplarının saldırıları gelişti.  Serekaniye, Afrin, Kobani ile başladı ve son olarak da Remelan bölgesinde yoğunlaşarak devam ediyor.

Ambargo ve saldırıların temel amacı Rojava’da ortaya çıkan Kürt iradesini kırmaktır. Ne zaman ki Kürtler örgütlenmeye bölgelerini korumaya ve özgürlüklerini sağlamaya başlayıp iradelerini ortaya koydu düşmanca yaklaşımlar ve saldırılar baş göstermeye başladı. Bu kapsamlı ve sistematik plan olarak gelişiyor. Suriye devrimini istemeyenler ile Kürt halkının düşmanlarının ortak planıdır.

YPG güçlerinin güçlü direnişi ve halkın bu direnişi sahiplenmesi ile çete grupları daralıp büyük darbeler yemeye başladılar. Çete grupları bunun üzerine karanlık yöntemlere başvurup, bombalı saldırılarla sivilleri katlederek korku salmaya çalıştılar. Bu saldırıların bir kısmı da asayiş güçleri tarafından boşa çıkarıldı. Ama çevre ülkeleri ambargo ve çete saldırılarıyla bölgeyi savaş sahasına çevirmek ve böylece ‘Kürt bölgelerinde savaş ve açlıktan yaşanılamayacağını’  gösterip Kürtlerin iradesini karmaya çalışıyorlar.”

GÜNEY KÜRDİSTAN PLANIN BİR PARÇASI OLDU.

Güney Kürdistan basının da olumsuz bir rol oynadığına dikkat çeken Ahmet yayınlar mülteci oluşumu tetiklediğini söylüyor ve sözlerini şöyle sürdürüyor: “Güney Kürdistan basını her gün Rojava hakkındaki yanlış haberlerle halkı korkutmaya kapıların açık olduğunu ilişkin spekülatif haberler yayarak sınır kapılarına kitlesel yığılmalara yol açtı. Halk yığılınca da onlara sahip çıkıyormuş gibi mülteci statüsüyle içeriye aldılar. Böylece bazı bölgeleri boşaltmak istiyor.

Basında mültecilere ilişkin 10 ve 7 bin gibi rakamlar veriliyor, bu doğru değil. İlk gün 5 bin civarında bir göç oldu. İkincisinde ise 2 bin civarında bir kitlesel göç oldu. Bunlarda tek biri bölgeden değil yani örneğin tek biri Kamışlo’dan değil, tek biri Kobani’den değil. Bu göçler genel olarak Cizire yani Haseke alanında  yaşandı.

Göç kısmen gıda ve erzak sıkıntısından kısmen çatışmalardan kaynaklı olarak yaşanıyor. Göçü yansıtma biçimleri de direnişi kırılmış gibi göstermek ve Kürt bölgelerinin yaşanılamaz olduğu düşüncesini yayarak veriyorlar. Böyle bir görüntü yaratmak istiyorlar. Bu gerçek değil."

ÖYLE BİR KOMİSYON ONUR KIRICI

Bölgesel Kürt Hükümetinin dayattığı ve Kongre Hazırlık Komisyonun Rojava’daki durumu incelemeye yönelik oluşturulan komisyonu değerlendire Yüksek Kürt Konseyi Üyesi İlham Ahmet, Komisyonun oluşturulma amacının kendilerinde rahatsızlığa yol açtığını vurguladı. Dünya basını ve karşıtlarının bile kabul ettiği katliamları araştırmayı önermek onur kırıcı bir durum olduğunu söyleyen Ahmet sözlerini şöyle sürdürüyor: “Katliamı herkes kabul etti ve bazıları başsağlığı dileğinde bulundu. Kürdistan Bölge Hükümeti sanki ortada araştırılması gereken bir iddia varmış, doğrulu kesin değilmiş gibi bir yaklaşım sergiliyorlar. Yani bir güven sorunu yaratıp katliam konusunda şüphe yaratıp bir inceleme komisyonu göndermek istiyorlar. Bu Kürtler açısından utanç vericidir ve kabul edilemezdir.  Onur kırcı bir yaklaşımdır. Ama eğer heyet Kürtlerin durumunu inceleyeceğiz, ihtiyaçlarını tespit edeceğiz, nasıl yardım edebiliriz, nasıl bir moral destek sunabiliriz, nasıl güç katabiliriz? Gibi bir amaçla gelirlerse kabul edebiliriz. Ama şüphe ve güven sorunu yaratmaya gelenleri kabul edemeyiz. Çünkü bütün dünyanın kabul ettiği bir gerçeği onların şüpheyle karşılamasını kabul edemeyiz.”

Sınır kapılarının kullanılma biçimine de dikkat çeken Ahmet, bazı basın yayın organlarının kapıyı mülteci yaratmak için kullandığına dikkat çekiyor. Ahmed sözlerini şöyle sürdürüyor: “Biz kapıların açılmasını isterken bunun böyle bir göçertmeye alet olacak şekilde açılmasını değil halkın ihtiyaç duyduğu gıdayı bulma imkânın sağlanması için açılmasını istedik. Bu kapının insanların acil yaşam ihtiyaçlarını karşılamaya imkân tanıyabileceğini belirttik.

Yani heyet konusundaki tutumuz doğrudur. Ambargoyu kaldırmadan sınır kapısının doğru dürüst açılmasını sağlamadan heyet göndermeye gerek yok. Heyet yardımcı olmak istiyorsa sınır kapısının açılmasını sağlasınlar gıda girişine izin versin.”

TEV-DEM’DEM ACİL EYLEM ÇAĞRISI

Öte yandan Pazar günü akşam saatlerinde bir bildiri yayınlayan TEV-DEM Rojava’yı boşaltmak amacıyla yürütülen kirli plana karşı ulusal eylem çağrısı yap.

TEV-DEM bildirisinde 16 Temmuz'da Serekaniye’de başlayıp Remelan, Efrin ve Kobane’ye yayılan saldırıların Rojava’nın güven ve istikrarını hedeflediğini belirterek şunlara yer verildi: "Türkiye ve Güney Kürdistan sınırlarını kapatarak Rojava’ya yönelik ambargo ve kuşatma uygulamıştır. Her gün Türkiye’den muhalefete ve çete gruplarına kamyonlarla erzak ve silah taşınıp milyonlarca dolar gönderilirken Kürt halkının ihtiyaçlarını karşılamasına bile izin verilmemiştir. Sınır kapıları insani yardımlar için kapatılarak halka göçten başka çare bırakmamaya çalışmışlardır."

TEV-DEM bildirisinde Güney Kürdistan’a da çağrıda bulunarak Rojava devriminin yanında yer almasını istedi. Bildiri eRojava devriminin yenilgisinin tüm Kürtlerin yenilgisi anlamına geleceğini vurgulayarak acil eylem çağrısı yaptı.